Dünya’nın Terör ile Tanışması – 1972 Münih Olimpiyatları Katliamı

Tarihler 4 Eylül 1972’yi gösterirken Amerikalı yüzücü Mark Spitz 7. Altın madalyasına doğru kulaç atarken diğer tarafta Kara Eylül örgütü üyesi Ürdün pasaportlu Filistinli Ebu Davut arkadaşlarıyla hazırladıkları planı son kez gözden geçiriyordu. Dünya tarihinde o zamana kadar yapılmış en büyük terör eylemini gerçekleştirecekler, belki de sadece olimpiyatları değil Ortadoğu’nun da kana bulanmasına sebep olacaklardı. Tarihi biraz geriye saracak olursak henüz 5 sene öncesinde küçücük bir ülke olan İsrail, 6 Gün Savaşı’nda komşuları olan Mısır, Suriye ve Ürdün’ü şamar oğlanına çevirmiş ve bu ülkelerden Sina Yarımadası’nı, Golan Tepeleri’ni, Gazze’yi ve Batı Şeria’yı alarak topraklarını 4 katına çıkartmıştı. Yani bölge hem sıcak hem de hareketliydi.  Yavaş yavaş direniş örgütleri kuruluyordu.  İşte Ebu Davut ve arkadaşlarının üyesi oldukları Kara Eylül örgütü de bu tarihlerde kurulmuş olan El Fetih örgütünün alt kollarından biriydi. Bu olaydaki amaçları Filistin mücadelesi dışında 1970’te Ürdün’de kralın 3000’den fazla Filistinliyi öldürmesine tepki de vardı. Zaten örgütün adı da bu olaydan gelmekteydi. Bu olayla ilgili yazımıza da kısa zamanda sitemizde ulaşabileceksiniz. Neyse dönelim konumuza.

1972 Olimpiyatları’nın Yıldızı Konumundaki İsim Olan Mark Spitz Kazandığı 7 Altın Madalyası ile Poz Verirken

TERÖRİSTLERİN OLİMPİYAT KÖYÜ’NE GİRİŞLERİ

4 Eylül’ü 5 Eylül’e bağlayan gece saatler 04:30’u gösteriyorken eşofmanlı 5 kişi Olimpiyat Köyü tellerine tırmanırlarken görüldü. Ancak bunu kimse yadırgamadı, çünkü o günlerde köyden kaçıp alemlere akan sporcu sayısı azımsanmayacak kadar çoktu ve hem kaçış hem de dönüş için tercih ettikleri yol buydu. Hatta şüphelenmeyi bırakın, onları sporcu sanan bir grup Amerikalıdan yardım bile aldılar. Telleri kolaylıkla aşan bu 5 kişi, İsrailli sporcuların kaldıkları otele doğru yöneldiler.

SALDIRININ BAŞLAMASI, ÖLEN VE REHİN ALINAN SPROCULAR

Saldırganlar toplamda 8 kişiydiler ve bu 8 kişiden bir kısmının olimpiyat köyünde çalıştıkları, daha önce İsrailli sporcuların daireleri etrafında görüldükleri, dairelerin anahtarlarını bir şekilde ele geçirdikleri hatta teröristlerden bir kısmının 4 Eylül günü otelde Hong Kong’lu sporcularla karşılaştıkları ortaya çıktı. Saatler gece 4.30’u gösterirken teröristler sporcuların bulunduğu 2 daireye baskın düzenlediler, ancak 2 sporcu onlara karşı direndi. Bu direnişe karşı ne yazık ki bu 2 sporcu hayatlarını kaybettiler. Çıkan arbede de üç sporcu kaçmayı; dört sporcu, iki doktor ve bir yönetici ise saklanmayı başardı. Silahlı kişiler dokuz İsrailli sporcu ve antrenörü rehin aldılar. Saldırganlar rehineleri bırakmak için İsrail hapishanelerinde tutulan 200 tutuklunun ve Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu adlı suç örgütüne ait 2 tutuklunun salınmasını istediler. Ancak İsrail hükümeti çok net bir şekilde teröristler ile kesinlikle pazarlık masasına oturmayacaklarını Alman hükümetine bildirdiler ve Almanya’ya kendi özel birliklerini göndermek istediler ancak bu istek Alman hükümeti tarafından reddedildi.

ALMAN POLİSİNİN ACEMİLİĞİ VE OPERASYONUN BAŞARISIZ OLMASI

Olimpiyat dünyası adeta felç geçiriyordu. Uluslararası Olimpiyat Komitesi öyle bir şaşkınlık içindeydi ki, oyunlara ara vermeyi ancak 15.30 sularında akıl etti. Polonya-Sovyetler Birliği voleybol karşılaşması ise ancak 18.42’de sona erebildi. Alman yasalarına göre bu olaya ordu el atamıyordu. Bu olayın geçmişte eşine rastlanmamış olması yetmezmiş gibi operasyon acemi olan polislerin eline kalmıştı. Saldırganların taleplerinin karşılanması için verdikleri sürenin dolmasına rağmen alman yetkililerin çabalarıyla hiç bir rehine öldürülmeden pazarlıklar devam etti. Bu esnada polisin operasyon hazırlığını televizyondaki canlı yayından fark eden saldırganlar, polisi durması için uyardılar. Operasyon hazırlığı iptal edildi.

B PLANI

En sonunda saldırganlar kendilerini Kahire’ye götürecek bir uçak hazırlanmasını ve hava alanına helikopter ile götürülmelerini istediler. Alman makamları teröristlerin isteğini kabul edip onları Fürstenfeldbruck’taki NATO üssüne götürecek iki helikopter gönderdi. Hava üssünden temin edilecek bir uçakla Kahire’ye gitmelerine izin verilecekti. Teröristlerin bu pazarlığa inanıp inanmadığı bilinmez; ancak Almanlar tamamen blöf yapıyordu. Aceleyle yapılan kurtarma planına göre saldırganları istedikleri hava alanına değil de başka ve daha tenha bir hava alanına götürüp, orada uçağın içinde uçuş görevlileri ve pilotlar havası verilmiş bir ekip ve hava alanı çatısına konuşlanmış keskin nişancılar desteğiyle teröristler birer birer vurulacaktı. Ama polis o kadar acemiydi ki bu kadar olaya rağmen daha teröristlerin gerçek sayısını bile bilmiyorlar onları 5 kişi sanıyorlardı.

ALMAN POLİSİNİN İYİDEN İYİYE SAÇMALAMASI

İşler iyice saçmalaşmaya başlamıştı. Almanlar teröristleri 5 kişi sandıkları için 5 polisi keskin nişancı olarak kullandılar ancak burada da şöyle bir şey var ki bu 5 kişiden hiçbirisi aslında keskin nişancı değildi, sadece iyi atış yapan gönüllü polislerdi. Zaten ellerinde ki de keskin nişancı silahı değil sadece standart ordu silahı olan G3’ten başka bir şey değildi. Hatta bir ekleme daha yapacak olursak bu silahlarda gece görüşüne ve dürbüne dair hiçbir ekstra ekipman da bulunmadığı için operasyonda projeksiyon ışıkları kullanıldı.  Saldırganların helikopterleri geldi ve rehinelerle birlikte hava limanına gittiler. Saldırganlar hava limanına varmışlardı ki oradaki ekip kendi insiyatifine dayanarak bir operasyon başlattı. Saldırganlar tongaya düşürülmüştü. İki saldırgan uçuşa hazır bir uçak bulmayı umarken bomboş bir uçak ile karşılaştılar. Hemen helikopterlere doğru geri koşmaya başladılar. Bu esnada hava alanı çatısına yerleştirilmiş olan ışıklar yakıldı ve keskin nişancılar ateşe başladılar.

TERÖRİSTLERİN POLİSLERDEN DAHA HAZIRLIKLI OLMASI

İlk kurşun yağmurunda 2 saldırgan öldü, 1’i ağır yaralandı fakat kalanlar kendilerini helikopterlerin altına atmayı başarmıştı. İlk işleri kendilerini açık hedef durumuna getiren ışıklandırma kulelerine ateş etmek oldu. İşe yaramış, gece görüşü olmayan keskin nişancılar avantajlarını yitirmişti. Fakat yaklaşık bir saat sonra piste gelen zırhlı araçları görünce örgüt üyelerinden biri, çıkardığı el bombasını elleri ve gözleri bağlı halde bekleyen İsrailli sporcuların içinde bulunduğu helikoptere doğru fırlattı. O helikopterden kimse sağ çıkmayacaktı. İkinci helikopterdeki sporcular da sağ kalan diğer iki teröristten biri tarafından vurularak öldürüldü. Teröristlerin telleri aştığı dakikalardan tam 19 saat sonra trajedi sona ermişti. Bir Alman polisi, 11 İsrailli sporcu ve beş terörist can vermişti, diğer üç terörist canlı olarak ele geçirilmişti. Kurtarma operasyonu olarak başlayan müdahale adeta Münih katliamına dönüşmüştü.

OPERASYON SONRASI İLK “YALAN” AÇIKLAMA

Ne var ki Münih katliamını dünya biraz geç öğrendi. Çünkü polisten gelen ilk haberler yanlıştı. Reuters Ajansı 23:31’de geçtiği flaş haberde bütün rehinelerin kurtarıldığını duyuruyordu. Gold Meir ve kabinesi haberi konyak içerek kutlamıştı ancak saat 02:36’da Olimpiyat Köyü’nün Belediye Başkanı Walther Tröger acı gerçeği açıkladı: Bütün rehineler operasyonda ölmüştü. Gecenin 03.00’ünde Almanya’dan telefon açan Mossad Başkanı Zvi Zamir de Walther Tröger’ün söylediklerini doğruluyor, “Kendi gözlerimle gördüm. Hiçbirisi canlı çıkamadı” diyordu.

OLAYLAR SONRASINDA YAŞANAN GELİŞMELER

Olay sırasında olimpiyatlar bir gün durdu fakat 6 Ekim günü yapılan cenaze töreninden sonra (bazı ülkelerin Olimpiyatı yarıda bırakıp dönmesine rağmen) devam etti. Bayraklar yarıya indirildi, herkes göğsüne siyah yas kurdelesi taktı. Kalan İsrailli sporcular ise cenazelerle birlikte İsrail’e döndü. Kara Eylül kurbanı İsrailli sporcuların aileleri, bu trajediden Alman makamlarını sorumlu, tutarak, Almanya, Bavyera Eyaleti ve Münih kentinden 40 milyon mark tazminat talebiyle dava açtılar. Ancak Münih Mahkemesi, 1996 yılında zaman aşımı nedeniyle davayı düşürdü. Ölen 5 Filistinli teröristin cenazeleri oldukça tepki çeken bir şekilde Libya’da devlet töreni ile gömüldüler. Arap ülkeleri içinde bir tek Filistin ile ilişkisi düzgün olmayan Ürdün kralı Hüseyin bu katliamı kınadı. Olay sonrasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin karşı çıkmasına rağmen İsrail Lübnan ve Suriye’deki Filistin kamplarını bombaladı.

SAĞ KALAN TERÖRİSTLERİN SONU

Alman timinin operasyon fiyaskosundan sağ kurtulan o üç terörist Almanya’da uzun süre kalmadı. Olimpiyat trajedisinden bir ay sonra, 29 Ekim günü bir Lufthansa uçağını kaçıran hava korsanları, üç teröristin serbest bırakılmasını istediler. Almanların dizleri çözülüverdi ve teröristleri bıraktılar. Ancak İsrail, Tevrat’ta buyurulduğu üzere adaleti yerine getirmek için, Kara Eylül olayı sorumluları, ve düzenlenmesine yardım eden herkesi “Tanrı’nın gazabına uğratacak” bir plan hazırlayıverdi ve Ortadoğu’da huzur bir daha geri dönmemek üzere tamamen gitti. Ayrıca eylemin baş planlayıcısı olduğu sanılan Ali Hasan Salami 1979 yılında Beyrut’ta arabasına yerleştirilen uzaktan kumandalı bir patlayıcı ile öldürüldü. Münih katliamını gerçekleştiren Kara Eylül örgütünün başı Abu Iyad, 1991 yılında Filistinli bir arkadaşı tarafından öldürüldü.

ULUSLARARASI TERÖRİZM İLE TANIŞAN DÜNYA’NIN TEPKİSİ

Bu olayın belki de en önemli yanlarından biri uluslararası terörizm kavramı ile dünyanın tanışması olmuştur. Bu olaydan önce güç değişiklikleri ve mücadelenin topyekün savaşlar ile olmasına alışmış olan Dünya, Filistinlilerin, ölenlerin masumiyetinden çok eylemin büyüklüğüne endeksli bu mücadele yöntemi ile sarsıldı. Birçok ülke anti-terör timleri kurmaya ve bu tip olaylarla nasıl mücadele edeceğini düşünmeye başladı. Şu an bu tip bir eylem yapılsa İsrail’in pazarlık etmeyeceğini ve eylemcilerin çok kısa bir sürede (en azından 1972’dekinden daha başarılı ve daha az ölü verilen) bir operasyonla ele geçirileceğini hepimiz biliyoruz. Fakat o zaman için İsrail’in eylemcilerle pazarlık etmemesi de, operasyon yapılması da çok tartışmalı kararlardı. 70’ler boyunca hatta soğuk savaş bitene kadar bu tip eylemler devam etti. Dünya yetmişli yıllarda bu tip eylemlere karşı ne yapacağını bilemezken seksenlerde soğuk savaşın bitmesiyle bu tip eylem metotları seçen grupların tek düşman olarak kalmasıyla ve Amerikan filmleriyle artık çocuklar bile bu tip eylemlere verilecek tepkileri tahmin edebilir oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.