Türk Tarihinin En büyük Denizcilik Faciası – Ertuğrul Fırkateyni’nin Hazin Öyküsü

Hepimiz tarihin en büyük deniz kazalarından birisi olan Titanik’i biliriz. Peki sizlere “Türk tarihinin en büyük deniz kazası nedir?” diye sorsam, bana ne cevap verebilirsiniz? Hatta sizlere Türk tarihinin en ölümlü deniz kazasının Türkiye Cumhuriyeti tarihinde değil de Osmanlı tarihinde gerçekleştiğini söylesem ne tepki verirsiniz? Anlatmaya başlıyorum, toplanın…

KAZADAN ÖNCESİ POLİTİK DURUM

Takvimler 1880’li yılları gösterirken 2. Abdülhamid, sömürgeci batılı ülkelere karşı kendisine yeni bir ittifak aramak için gözünü Güney ve Güneydoğu Asya’ya çevirmişti. Bu bağlamda Asya’da yükselen bir güç olan Japonya ile dostluk kurmak, iki taraf içinde önemli bir adım olacaktı. Bunun için ilk büyük adım 1887 yılında Japonya  İmparatoru Komeii’nin yeğeni Prens Komatsu tarafından atıldı. Komatsu içinde birçok hediye bulunan bir savaş gemisiyle Dünya’nın öbür ucundan kalkıp İstanbul’a gelmişti. Prens Komatsu, bizzat 2. Abdülhamid tarafından Dolmabahçe Sarayı’nda ağırlandı. Tabi bu ziyaret en güzel şekilde karşılık bulacaktı, bunun içinse donanmanın en güzel, en ihtişamlı gemisi kullanılmalıydı. Ancak unutmayalım ki Titanik’te çok güzel, çok ihtişamlıydı, ve seçilecek olan gemimizin, yani Ertuğrul Fırkateyni’nin sonu da pek farklı olmayacaktı.

Ertuğrul Fırkateyni

KISACA ERTUĞRUL FIRKATEYNİ

İhtişamlıydı Ertuğrul Fırkateyni, bir o kadar da güçlüydü. Hem yelkeni hem motoru ile hareket edebiliyordu. Üç güçlü direği vardı. Yelkenler fora dedi miydi kaptan, Ertuğrul, süzülür giderdi mavi sularda. 600 beygir gücündeki motoru ile ayrıca ayrı bir itici güce de sahipti. 2.400 ton ağırlığında ahşap bir gemiydi ama 1 yıl önce tüm ahşap kısımlar tek tek elden de geçirilmişti. Ancak tüm bunlara rağmen Kaptan Ali Bey’in yaşayan ikinci kuşak torunu ve şair Can Yücel’in kız kardeşi olan Gülümser Yücel’in dediğine göre bazı uzmanlar bu geminin çürük olduğunu ve böyle bir seferi tamamlayamayacağı yönünde raporları mevcuttu.

ERTUĞRUL’UN AMACI

Gemi, II. Abdülhamid’den Japon İmparatoru’na mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürmek üzere Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıktı. Ertuğrul, Süveyş Kanalı’na vardığında ilk arızasını yapsa da pek fazla önemli değildi Yarbay Ali Bey için. O, verilen emirlere asla itaatsizlik yapmaz ve asla görevini tamamlamadan bırakmazdı. Çeşitli limanlara uğrayarak Müslüman halka ve tüm Dünya milletlerine, halifenin, tüm dünya Müslümanlarının yanında olduğunu da ilan ediyorlardı. Zira Osmanlı donanması eski gücünden uzak ve varlığını devam ettiremez diyenlere de tokat gibi bir cevap oluyordu bu. Kim demiş ki Osmanlı donanması artık açık sularda yok diye?

VE YOLCULUK VAKTİ GELDİ…

İstanbul Limanı’ndan ayrıldıktan 11 ay sonra 7 Haziran 1890 günü Ertuğrul, Yokohama Limanı’na vardı. İmparator Komeii, Türk amirali ve heyetini görkemli bir şekilde karşıladı. Halk, Türk heyetine sevgi gösterilerinde bulundu ve geçtiği her yerde bu coşkusunu açıkça gösterdi. Ertuğrul Fırkateyni’nde görevli olan 50 kişilik bando da binlerce Japon kayıkçısına konserler vererek bu coşkuya layık olmaya çalışıyordu. İmparator ile görüştükten sonra İmparatoriçe de heyeti kabul etmiş ve Türk Halkına selamlarını iletmesini istedi. Sonunda ayrılık zamanı gelmişti.

BÜTÜN UYARILARA RAĞMEN JAPONYA’DAN AYRILIŞ

Tarihler 15 Eylül 1890’ı gösterirken 25 yaşındaki Ertuğrul, Japon Deniz Kuvvetleri’nin tayfun uyarılarına rağmen, daha önceden planlandığı gibi Yokohama Limanı’ndan ayrılmak üzere demir aldı. Amiral Osman Bey İstanbul Limanı’ndan ayrılırken duyduğu hüznü yine yüreğinde yaşıyordu. Gemi komutanı Yarbay Ali Bey ile yine selamlaştılar. Ve yine, önce mavi sulara bakıp daha sonra da vatan toprağına bakar gibi Japon topraklarına baktılar. İlk kez bir Türk heyeti Japonya’yı ziyaret etmişti. İlk olmasına rağmen halk onları öyle coşkuyla karşılamış ve öyle coşkuyla sevmişti ki sanki yıllardır bu topraklarda yaşamış gibi hissetmişlerdi kendilerini. Vatan toprağından ayrılmak gibi bir şeydi bu… Hiçbir uyarıya aldırış etmeden yola çıkan Ertuğrul, bir müddet sonra tayfunun tam ortasında tek başına kalakaldı. Bu halde Oşima adasına yaklaşan gemi, adanın güney ucunda yer alan Kaşinozaki burnu açıklarında kayalara çarpmak suretiyle 16 Eylül 1890 tarihinde battı.

GEMİ BATTIKTAN HEMEN SONRASI

16 Eylül’de meydana gelen kaza, Japonya’nın bu bölgesinde telgraf ve postane bulunmadığından ötürü ancak 18 Eylül’de duyulabildi. Ve bu andan itibaren Japon yetkililer ellerinden geleni yaptılar. Kazayı haber alan halk ise hemen kayalıklara koştu ve ellerinden gelen tüm imkanlar ile yüksek bir gayretle yardım etmeye çabaladılar. Son bir gayret ve son bir çırpınış diyerek 69 kahraman, hayatta kalmayı başarabildiler ancak başta gemi kaptanı Osman Paşa( Gemi seferi esnasında Tuğamiral rütbesi alarak Paşa olmuştu) olmak üzere, 538 kişi şehit oldu, 69 kişi de yaralandı.

KAZADAN SONRASI

Ertuğrul Fırkateyni’nin trajik sonu Türk ve Japon halklarını yakınlaştırdı. Torajiro Yamada isimli bir Japon, şehit yakınları ve kazazedeler için yardım kampanyası düzenledi. Toplanan para aynı kişi tarafından, dönemin padişahına teslim edildi. Hayatta kalan 69 denizci, Japonya i̇mparatorunun talimatıyla Hiei ve Kongō isimli iki askeri gemi ile İstanbul’a gönderildi. Japon gemileri İstanbul’a varınca büyük bir sevgi gösterisiyle karşılandılar ve Sultan Abdülhamid gemi kumandanlarını huzuruna kabul ederek kendilerini nişan ile ödüllendirdi. Kazada ölenlerin anısına Kushimoto’da bir Anıt yapıldı. İlk anıt Japonlar tarafından 1891’de dikilirken, 1929 yılında yine Japonlar tarafından genişletildi. Şehitlik Anıtı, 3 Haziran 1929 tarihinde Japon İmparatoru tarafından da ziyaret edilmişti. 1937’de Türkiye tarafından restore edilen anıt önünde her yıl düzenli olarak anma törenleri yapılmaktadır. Kushimoto kasabası Mersin ve Yakakent ile kardeş şehirdir. Kushimato’da bir de müze bulunmaktadır. 1974 yılında inşa edilen “Türk Müzesi”nde Ertuğrul Fırkateyni’nin maketi, gemideki asker ve komutanların fotoğrafları ve heykelleri bulunmaktadır.

Mersin’de ki Kushimoto Sokağı

TÜRK-JAPON İLİŞKİLERİNİN DEVAMI

Ertuğrul’un batmasından tam 95 yıl sonra İran-Irak savaşı patlak verdiğinde ve Tahran’ın güvenli olmadığı duyurulduğunda Japonya’nın Tahran’a uçak gönderemediği haberi Türkiye’ye hemen ulaştı. Bunu duyan dönemin başbakanı Turgut Özal, olayla hemen ilgilendi ve 215 Japon vatandaşını kurtarmak için THY’yi devreye sokup bir bölgeye bir uçak gönderdi. Japonya’nın küçük bir adasında başlayan Türk-Japon dostluğu “Yüzyılın Kurtarma Operasyonu” ile böylece bir kez daha kanıtlanmış oldu.

THY’na Ait Ve Halen Kullanılmakta Olan Kushimoto İsimli Uçağımız

TÜRK-JAPON YILI

Dostluğun ne anlama geldiğini cümle aleme gösteren iki tarihi olay yaşayan Türkiye ve Japonya, bu dostluğu güçlendirmeye kararlıydı. Ertuğrul’un batmasının 100. yılı Türk-Japon yılı olarak kabul edildi ve 1990 yılında özel olarak pullar ve paralar basıldı. Ayrıca 1999 yılında ülkemizde yaşanan Gölcük Depremine kayıtsız kalmayan Japon dostlarımız, dünyanın öbür yanından yardım paketleri yolladılar. 2003 senesi Japonya’da “Türk Yılı”, 2010 senesi ise Türkiye’de “Japon Yılı” olarak kutlandı.

VE SON SÖZ…

Ayrıca son olarak söylemek istediğim bir şey daha var. Derlermiş ki “Kuşimoto’ya ne zaman bir Türk gelse mutlaka yağmur yağar ve biz bu yağmurların şehit denizcilerin sevinç gözyaşları olduğuna inanırız.” Ayrıca bununla ilgili eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın ziyaretinde bu durumun bozulduğu ve tek damla yağmur yağmadığı, bunun ise komutan tarafından “asker komutanının önünde ağlamaz” olarak açıklandığı da söylenir.

Yazımı bitirirken sizleri 2015 yılında yayınlanan “Ertuğrul 1890” filminin fragmanıyla baş başa bırakıyorum. İyi Seyirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.